Aşınmış İnsanlar

asinmisinsanlarYine nefesim daralıyor. Yutkunarak konuşuyor, bazen ise hiç konuşamıyorum. Dilsiz şeytan kesiliyorum kimilerine. Aşındım. İnsanlara yalan söylemekten, yalandan gülümsemekten, yalandan ağlamaktan, gülmekten, bağırmaktan aşındım. Kendimi aşıttım, kendimi yıprattım en çok. Kaç kez gerçekten gülümsedim? Veya konuştum, ağladım. Hiç kendinizi aşınmış hissettiniz mi? Yıprandığınızı düşündüğünüz oldu mu hiç? Hiç parmaklarınız karıncalandı mı? Mesela kaç kez ellerinizi birleştirip ovuşturdunuz? Boşverin. Ben de hatırlamıyorum. İşte böyle olunca atıyorum kendimi sokaklara.

Uçsuz bucaksız sokaklarda hızlı adımlarla yürüyorum. Elimde çalı çırpıdan bozma bir çubuk, arkama dönüp baktığımda yitirdiğim çocukluğum. Kafamı kaldırmış koşuyorum öylesine. İşte şimdi en özgür benim, kimseler tutamıyor beni o toz tutmuş sessiz sokaklarda. Beni tutamıyorlar ama geriye dönüp baktığımda yanakları pasaklı, yırtık kalavrası, kolları kıvrılmış kazağıyla göz yaşlarını silmeye çalışan birini görüyorum. Bir kaç adım daha atıyorum. Mehmet’i iftar çadırından almış olduğu bir tas çorbayı evine taşırken görüyorum. Dökmemeye gayret ediyor haylaz. Biraz daha yürüyorum. Hemen köşe başında  boynunu bükmüş bir çocuğu görüyorum. Önünde boyacı sandığı var. Gelip geçen fiyakalı abilerinin ayaklarına göz gezdiriyor. Çokta belli etmemeye çalışıyor, gururunu ezip: “boyayım mı abi” diye soruyor. Yok yok, diyor sırtı pek abiler.

Yine yağmur yağıyor. Gün batarken eve dönüp köşeme çekiliyorum, sedirime yaslıyorum sırtımı. Biraz terlemişim, üstümü değiştireyim. Ferahlık geldi sanki, bi gülümseme aldı beni. O vakit gamzelerimin çıktığını hayal ediyorum. Temiz bir gülümseme bendeki. Peki sebep? Sebep yok. Aşındım çünkü. Yeri gelip gülüyor, yeri gelip ağlıyorum. Civatalarım gevşemiş gibi.

Güneşin yüzünü çevirmeye başladığı saatlerde gökyüzü maviden kızıla bürünüyor. Martılar günün son kanadını çırpıyor. Hergün evimizin önünde tezgah açan balıkçı Ahmet amca tezgahını topluyor. Kepenkler indirilmiş, sokak lambaları aydınlanmış, ve rüzgarında etkisiyle kaldırım üzerinde dönüp dolanan bir gazete gözlere çarpıyordu… (devamı gelecek)

Fatih DEDECAN

Paylaş;
Yorum ( 10 )
  1. Levent
    31 Temmuz 2012 11:20
    Cevapla

    Mükemmel ötesi, elinize sağlık.

  2. Fatih DEDECAN Yazar
    31 Temmuz 2012 11:29
    Cevapla

    Teşekkür ederim.

  3. Papatya
    31 Temmuz 2012 11:31
    Cevapla

    Geçip gidiyoruz boyacı çocukların önünden ama gerçekler çok farklı tabii. Etkileyici bir kurgu.

    • Fatih DEDECAN Yazar
      31 Temmuz 2012 13:37
      Cevapla

      Teşekkürler “Papatya”.

  4. Sezer
    31 Temmuz 2012 13:05
    Cevapla

    Yüreğine sağlık dostum. Gerçekten çok güzel yazıyorsun. Kalemini çok geliştirdin. Allah yolunu açık etsin …

  5. Fatih DEDECAN Yazar
    31 Temmuz 2012 13:24
    Cevapla

    Teşekkür ederim Sezercim, Allah hepimizin yolunu açık etsin.

  6. Recebivorer
    31 Temmuz 2012 13:39
    Cevapla

    Kalemine saygı duyduğum , yazılarını okurken duygulandığım ender insanlardansın değerli kardeşim . Emeğine sağlık

    • Fatih DEDECAN Yazar
      31 Temmuz 2012 13:43
      Cevapla

      Sağol Recebim 🙂

  7. Halis Mete KARPUZ
    31 Temmuz 2012 14:06
    Cevapla

    Kardeşim ellerine sağlık… Şimdi bende düşündüm acaba neyi gerçekten yaşıyoruz? Benimde civatalar gevşek 🙂

  8. Fatih DEDECAN Yazar
    31 Temmuz 2012 15:39
    Cevapla

    Sağol Haliscim, mühim olan civatanın gevşekliğini keşfetmek bence. 🙂

Bir cevap bırakın