
1989-1995
Bu tarihler arasında tahmin edersinizki henüz bir çocuktum, kolu komşu, eş dost çocukluğumda çok şirin bir çocuk olduğumu söyler dururlar. Tabii diğer bir yandan da “Acaba şimdi şirin değil miyim?” demekten kendimi alı koyamam. :)

1995-2000
Fatih DEDECAN eğitim öğretim hayatına Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda 1995 yılında başlamış oldu. Akıllı, uslu ve çalışkan bir öğrenci olmayı tercih etmek yerine ne yazık ki yaramaz, haylaz ve tembel bir öğrenci olmayı yeğlemişti. :) 1. sınıfa başladığımda hiç unutmam Süleyman Demir isminde sınıf öğretmenimiz vardı, o zamanlar benim için ideal bir öğretmendi.
Eğer ismini yanlış hatırlamıyorsam Muzaffer abi diye de bir kantincimiz vardı. Kantincimi, hizmetlimi o zamanlar pek anlayamazdım. Muzaffer abiyi yeri gelir çatı onarırken, yeri gelir tost yaparken, yeri gelir bizim için odun yararken görürdüm. (Sınıflarda soba vardı)
Aklıma sevdiğim, saydığım hayata bakış açısını kendi vizyonuma yama yaptığım Erdal DEMİRKIRAN’ın “Türk insanı lokalizasyon konusunda başarısız” sözü geldi. Erdal DEMİRKIRAN’a göre bir işçinin görevi ne ise onu yapmalıydı “O kişinin işi sadece telefonlara bakmaksa sadece o işi yapmalı, ve o kişi 6 ay sonra o işte en iyiler arasına girer” buna benzer bir örnek vermişti ancak Muzaffer abinin o zamanlar böyle bir şansı olduğuna pek ihtimal vermiyorum.
Amcamın, halalarımın, abilerimin, kolumun komşumun okuduğu Cumhuriyet İlköğretim Okulu yeni bir okul yapılacak olması nedeniyle yıkılır. Ve bir sürgüne maruz kalıp hep beraber eğitim ve öğretimimizi sürdürmek için Rize/Ardeşen’de bulunan Halk Eğitim binasının altına aktarılırız. Zaten haylaz ve tembel bir öğrenci olan Fatih, apartman dairesinden bozma bu okulda daha fazla kendini kaybeder. :)
“Tuncay Tekeşin”
Halk Eğitim binasının altına geçtikten sonra Tuncay öğretmenim o zamanlar benim için nedendir bilinmez, 4. sınıfta benim utandığımı, çekindiğimi bile bile her sabah andımızı bana söyletirdi. Her çıktığımda da ağlamasını başarırdım, bu utangaçlık duygusu bana Tuncay öğretmenimden miras kalmış olabilir. :)
“Zor şartlardı”
İlkokulumuzun yıkılması nedeniyle apartman dairesi katından bozma “sözde” eğitim binamıza geçtiğimizde ne yazık ki çok zor günler geçirdik. Eminim ki bir çok arkadaşımın da aynı fikirde olacağı konu, öğrencilerin bir okul bahçesinin olmamasıydı, öğreciler trafiğe açık anayolun üstündeki kaldırımda koşturuyordu. Beden eğitimi derslerinde bodrumdaki kömürlükte üstümüzü değiştiriyorduk. Beden eğitimi derslerinde belediyenin çok amaçlı salonunda veya otogarda dersimizi işliyorduk. Normal bir okulda olması gereken 10 birimden 8′i yoktu bizde.

Belki de hayatımın ilk sosyal faliyetini okulun maddi sıkıntısı nedeniyle gerçekleştiremedim. Okul yönetimi okulun izci takımını oluşturmak için kolları sıvar. Öğrencilere belli bir ücret karşılığında izci kıyafetleri yaptırılır, öğrenciler 23 Nisan’a hazır edilir ve 23 Nisan’da gösteri yapılır. Benim ve izci arkadaşlarımın aklında, 23 Nisan’dan çok öğretmenlerimizin gözetiminde yapacağımız kamp hayali vardır. O zamanlar bizlerin iple çektiği bir aktiviteydi. Ancak ne yazık ki okulun öğrencilerden istediği kamp maliyetini öğrenciler karşılayamadı ve beraberinde de okulun maddi sıkıntısı üstüne eklenince kamp hayalimiz suya düşmüştü.

2000-2006
2 yıllık bir süreç sonrasında yeni okulumuza kavuşmuştuk. Yeni okulun inşaatı bittiğinde ben 6. sınıfa geçmiştim. Eski okulun kendinden geçmiş sıralarından, kömürlüğünden tutunda bahçemizin olmamasına kadar herşeye alışmıştık. Ancak yeni okul bizim için tam bir cennetti. Bilgisayar laboratuvarından tutunda öğretmenlerin sigara içecekleri sigara odasına kadar herşey düşünülmüştü. (Sigara odası çok gerekliymiş gibi) Özel okuldan hiçbir farkı yoktu, okulun fen dersleri için ayrı bir laboratuvararımız vardı ve deneylerimizi, derslerimizi orada işlerdik. Herşeyi ile dört dörtlük bir okuldu.
İlk bilgisayarı 6. sınıfta kullandım
Bilgisayar günümüzde çocukların çok kolay ulaşabildiği bir araç. Ancak eskiden bu pek mümkün değildi, belki de o zamanlar bilgisayar şimdi ki kadar popüler değildi. Demem o ki bilgisayarı ilk kez 6.sınıfta kullandım, pek kullandım denemez aslında, çünkü bilgisayarı açmasını bile bilmiyordum. LGS sınavında başarısız oldum, LGS sınavında başarısız olunca kendimi meslek lisesinde buldum. O zamanlar pek farkında olmasam da şimdilerde iyi bir liseyi tercih ettiğimi düşünüyorum. (Hiç yoktan iyidir)
Sınıf tekrarı
Liseye başladım ve ilk kışında ayağımı kırdım, 2 ay okulu aksatmak zorunda kaldım. Sonrasında hem devamsızlık, hem de derslerden geri kalmam sebebiyle 1 yıl sınıf tekrarı yapmak zorunda kaldım. Bazen iyi ki de kalmışım diyorum. Bilemiyorum, sanki hayata 1 adım önde başlamıştım, erken gelen hayatın sorumlulukları beni aşıyordu, 1 yıl sınıf tekrarı yapmam sanki durumu dengelemişti. Tuhaf bir durumdaydım. 2. yıl aklımı başıma devşirmiş oldum. Ayrıca daha samimi ve yakın dostluklar edindiğimi de söyleyebilirim.

Lise son sınıfa geçtikten sonra 8 aylık bir staja tabi tutulduk. İlk hayati tecrübemi orada yaşadığımı söyleyebilirim. Çünkü az da olsa o havayı teneffüs etmek insanın manevi duygularını fazlasıyla olgunlaştırıyor. Hayata daha bir gerçek bakıyorsunuz. Performansımdan memnun kalmış olacaklar ki iş teklifi bile almıştım.
Devamı gelecek..